Dünyanın tanımadığı küçücük bir bölgede müthiş bir oyun oynuyoruz…
Gerçek olmayan bu oyuna kendi kendimizi alıştırmış olmamız çok üzücü…
Öyle bir alıştırıldık ki; olmayan her şeyi varmış gibi görmeye başladık…
İşte bu yüzden sürekli seçim yapıyor, hükümet kurup hükümet bozuyoruz…
Bugüne kadar yüzlerce kişiyi bakan, milletvekili, müdür, müsteşar, danışman, danışmayan, müşavir yaparak benzeri görülmemiş bir düzen kurduk…
Sürdürülebilir olmayan bu düzenin bugün herkesi ‘gelecek kaygısına’ düşürdüğü, korku ve endişeye sürüklediği gerçeği karşısında artık ‘bir şeyler’ yapılmalıdır…
Alışılmış siyasetin ve yönetim anlayışının dışında değişimler gündeme gelmelidir…
Değişime hazır olmayan veya değişim için yetki alamayacak durumda olan bir siyaset yapısıyla gelecek için umutlanmamız mümkün değildir…
Dünyayı sarsan pandemi süreci bazı konularda ‘toparlanma’ için bizlere bir fırsat vermişti…
Ama onu da yapamadık…
Biz bunca zaman ne yaptık?
Son 45 yıl içinde “al gülüm-ver gülüm” anlayışıyla ülke yönettiğimiz yalanıyla elde olan her şeyi batırmış durumdayız…
Bunlardan bazılarını başlıklar halinde aktaralım:
Ekim alanlarının betonlaştırılması…
Dere yataklarının kapatılması…
Pınarların ve göletlerin kurutulması…
Üretimin kontrolden çıkması…
Kamu kurumlarında verimliliğin dibe vurması…
Sağlık hizmetlerinin endişe verici bir duruma gelmesi…
Ulaşım, haberleşme, yol ve aydınlatma hizmetlerinin çökmesi…
Yatırımların önemsenmemesi, yeni yatırımların önüne takoz konması…
Tayin ve terfilerin; bilgi, görgü ve yeteneğe göre değil; siyasi tercihe göre yapılması…
Hazine mallarının keyfi bir şekilde dağıtılması…
Denetim mekanizmasının tamamen durması…
Yapanın yanına kaldığı bir düzenin yaratılması…
Birçok ihaleye rüşvet ve suistimallerin karıştırılması…
Medya adı altında tetikçiliğin teşvik edilmesi ve düzeni iyileştirmek isteyenlerin hedef seçilmesi…
Şiddet, tecavüz, uyuşturucu vakalarının hızla artmasına karşın eskimiş yasaların yenilenmemesi…
Liste daha da uzayabilir
Yukarıdaki listeyi daha da uzatabiliriz…
Ne var ki; önemli olan artık birilerinin bu yanlışları görmesi ve pratik çözümler üreterek ülkeyi düzlüğe çıkarmasıdır…
Peki bu cesareti kim veya kimler gösterecek?..
Hangi güçle işe başlayacak?..
Halk buna ne kadar destek verecek?..
Alışılmış ve alıştırılmış bir düzeni değiştirmek için ilk adımı halkın atması gerekiyor…
Halk “yetti artık” demediği sürece, değişim gelmeyecek…
Kırk Yıldır yalanlarla yönettiğimiz KKTC yi getirdiğimiz nokta içler acısıdır, Ben söylerim Ben yaparım olur mentalitesi ile yönettiğimiz küçücük Ülkemizi bu güne kadar bir arpa boyu yürütemedik, Hamasetle tek taraflı aldığımız tüm kararların gerçekleşemeyeceğini Yöneticilerimiz görmezden gelmektedirler yalanlar Ülkesi olan KKTC deki gercekler ise Biz Söyleriz Biz yaparız olur diye tek taraflı aldığımız kararlarla Ne KKTC yi tanıtabiliriz , Ne BM yi Adadan sonlandirabiliriz , tek taraflı söylemlerle Ne Egemen ayrı devlet olabiliriz Ne Maraş’ı açabiliriz ve Ne de Federal çözüm modelini tek taraflı değiştirebiliriz ! Siyasilerimiz bilmelidir ki yalanlarla dikili taş etrafında dökmekle bir yerlere varamayız !
Yalancinin Mumu Yatsıya Kadar Yanar ! diye bir Atasözümüz vardır,