banner564

Yazılı ve sözlü garantilere güvenmenin sonu yıkım zarar ve felakettir

Yakın tarihte yaşanan olaylar uluslararası topluma, hukuka ve anlaşmaların etkili ve güvenli olmadığı kanıtlanmıştır.
Emperyalistlerin baskısı ve aldatmasıyla 1898’de Türk ordusu Girit’ten ayrıldı. Girit’teki Türklerin can ve mal güvenlikleri İngiltere, İtalya, Rusya, Almanya ve Fransa’nın gönderdiği askerlerin oluşturduğu barış gücünün güvencesi altına alındı. Bir süre sonra adada barış ve huzurun sağlandığı ileri sürülerek emperyalistler, askerlerini Girit adasından geri çekti ve korumasız kalan Türkler katledildi.
1963’te Kıbrıs Cumhuriyeti’nin varlığını korumakla yükümlü olan garantör devletlerden Yunanistan, Rumlara askeri yardım sağlayarak bizi katledip ortadan kaldırılmasına yardımcı oldu. İngiltere ise Rum saldırılarını önlemek yerine, Türkiye’nin askeri müdahale hakkını kullanarak bizi katledilmekten kurtarmasını defalarca engelledi, geciktirdi.
Rum-Yunan ikilisi uluslararası anlaşma olan Londra ve Zürih anlaşmasına aykırı olarak Türk-Rum ortak yönetimine el koydu. 1974’te ise Kıbrıs Elen Cumhuriyetini ilan etti. Buna rağmen uluslararası toplum ve kuruluşlar, sadece Rumları temsil eden güneydeki yönetimi 1960’ta kurulan iki halklı Kıbrıs Cumhuriyeti kabul ediyor. Bu örnek uluslararası toplumun ve uluslararası kuruluşların adil davranmadığın ve bunlara güvenilemeyeceğini gösterir.
Türkiye’nin tek yanlı askeri müdahale hakkına sahip olmasına rağmen, güçlü devletler 11 yıl bu hakkını kullanmasını engelledi. Anlaşmalardan kaynaklanan hakkını kullanarak bizi kurtardığı için, Türkiye yaptırımlarla cezalandırıldı.
1995’te Srebrenitsa’da, Birleşmiş Milletler Barış Gücü yetkilisinin verdiği sözlü güvenlik garantisine güvenen Boşnaklar, silahlarını teslim etti. Silahsızlandırılmalarından sonra da 8.372 Müslüman Bosnalı, Sırp caniler tarafından hunharca katledildi.
2016-17 yıllarında Myanmar’ın Arakan eyaletinde yaşayan Müslümanlar, acımasızca katledildi; köyleri yakıldı, kadınların ırzına geçildi ve göç etmek zorunda bırakıldı.
BM ve AB, 2004 Annan Planı’nın referandumunda evet dememiz durumunda, ambargoların kaldırılacağı hususunda verdikleri sözleri yerine getirmedi.
Yaşanan dönemde Filistinliler, tapulu arazilerinden ve yaşadıkları evlerden silah zoru ile atılmakta ve yerlerine Yahudiler yerleştirilmektedir.
    Avrupa Birliği üyesi olan Yunanistan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarını dikkate almadan Batı Trakya’daki soydaşlarımızı insanlık dışı baskılarla perişan etmekte, göçe zorlamaktadır.
Suriye, Libya, Irak, dış mihraklı komplolar sonucu perişan oldu, milyonlarca kişi göç etmek zorunda kaldı on binlerce kişi göç yollarında yaşamını kaybetti.
Dünyanın gözü önünde Çin, Kırgız Türklerini asimile etmektedir. Uygur erkeleri işçi kamplarında alıkonulmakta ve esir gibi çalıştırmaktadır. Kadınlarını ise zorla Çinlilerle evlendirilmektedir.
1996’da Rusya, nüfus üstünlüğüne dayanarak,  federasyonunun eşit üyelerinden biri olan Çeçenistan’ın seçilmiş başkanı Cevhar Dudayev’i nokta atışı ile hunharca şehit etti ve Çeçenistan’ı işgal etti. 
 Soğuk savaşın 1991’de sona ermesinin ardından bağımsızlığını kazanan Ukrayna, dünyanın en büyük 3 nükleer gücünden biriydi.
Nükleer silahların azaltılması süreciyle başlayan görüşmelerde Kiev Hükümeti, 1994 yılında imzalanan Lizbon ve Budapeşte anlaşması uyarınca 1900 adet stratejik ve 2650 ile 4299 arasında tahmin edilen taktik nükleer silahları ‘güvenlik garantisi koşuluyla’ Rusya’ya devretti. Söz konusu anlaşmada ABD, İngiltere ve Rusya, Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne veya siyasal bağımsızlığına yönelik tehditlere veya güç kullanımına karşı güvence garantisi içermektedir. (Yeni Çağ gazetesi 21.2.2022).
Budapeşte anlaşmasında Ukrayna’ya verilen yazılı garantilere rağmen Rusya, Kırımı işgal etti. Halen Rusya Ukrayna’yı nükleer silah geliştirmekle itham ederek, koruma garantisi verdiği sınırları hiçe saymaktadır. Ukrayna’nın topraklarında Donbass Cumhuriyetini kurarak tanıdı. 
Halen uluslararası anlaşmalara ve yazılı garantilere rağmen, Rusya dünyanın gözü önünde Ukrayna’yı işgal etmeye çalışmaktadır.
Karşımızdaki gerçekler uluslararası hukuk ve toplumun dikkate alınmadığını hiçbir önemi ve etkisi olmadığını gösterir. 
Yazılı garantiler, uluslararası hukuk ve topluma güvenilemeyeceği canlı kanıtlarla ortadadır. Bu nedenle güvenli geleceğimiz için, anavatanın fiili koruması ve iki devletli çözümde ısrar etmeliyiz.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Levend
Levend - 3 yıl Önce

Ek olarak şöyle bir örnek de verilebilir: Bazı ülkelerde hukuk (yazılı) hergün katledilmekte adeta kevgire çevrilmektedir. Uluslararası mahkeme kararlarına da uyulmamaktadır.

banner608

banner473