banner564

Perde gerisinde Kıbrıs

   Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Guterres’in Kıbrıs Özel Danışmanı Bayan Holguin, Kıbrıs ziyaretlerine ara verdi ama üçlü bir toplantı için perde gerisinde çalışmalarını inatla sürdürüyor…

   BM ve AB’nin ana hedefi; Kıbrıs sorunuyla ilgili müzakerelerin yeniden başlatılması ve yarım asrı aşan bu sorunun çözülmesidir…  

   Özellikle Ortadoğu’da savaşın aralıksız devam ettiği bir dönemde Kıbrıs sorununun çözümü son derece önemlidir ve bu sorunun bir gün mutlaka çözüleceğini biliyoruz…

   Bunun aksini düşünmek; coğrafyamızda yaşanan gerçekleri bilmemek demektir…

   Aynı şekilde adanın tümüyle bir AB toprağı olduğunu önemsememektir…

   Adanın tüm toprağı AB’ye alındığı zaman buna itiraz eden olmadıysa; gün gele burada AB kurallarının geçerli olmasını engelleyemezsiniz…

   Burada önemli olan Rum tarafının böylesi bir avantajı elde etmesi ve tek başına kullanması nedeniyle bizlere hak vermekten kaçınmasıdır…

   Kıbrıslı Türklerin 1960 anlaşmalarından kaynaklanan hakları vardı…

   Mesela; Cumhurbaşkanı Yardımcısı Kıbrıslı Türk’tü ve gerekli gördüğü hallerde veto hakkını kullanabiliyordu…

   Oysa şimdi bizi öyle bir noktaya getirdiler ki; vetodan vazgeçerek ‘Alınacak kararlarda bir olumlu oy’ hakkımızın olmasını istiyoruz…

   Anastasiadis bunu bile reddetti…

   Çözümün sağlanması halinde Bakanlar Kurulu’nda yer alması muhtemel 3 Kıbrıslı Türk’ün, Kıbrıslı Rum bakanlardan farklı hareket edeceğini düşünüyor herhalde!..

   Yakın çevresi ona “Merak etme bize yakın olanları bakan yaptıracağız” dediği halde, büyük bir hakmış gibi sadece bir bakanın ‘onayını alma’ talebimizi reddetti…

   Kuşkusuz; yeni bir müzakere sürecinde Rum tarafının bu tavrı değişebilir…

   Bir süre sonra bizden daha fazla taviz koparmak şartıyla “Kabul ettim be çocuklar” diyebilir…

   Sanki bizlere dünyaları veriyormuş gibi havasını da atabilir…

   Oturup düşünmemiz ve tartışmamız gereken; çok daha iyi bir konumda olmamıza karşın 1960’taki haklarımızdan daha da geriye gitmemizi isteyen Rum liderliğine karşı güçlü bir strateji ile BM ve AB’yi ikna etmektir…

   Türkiye’nin yardımlarıyla bunu yapabiliriz…

Nereden, nereye?

   Kıbrıs’ta 1960 anlaşmaları çerçevesinde Türkiye’nin garantörlüğü vardı…

   Annan Planı’nda bu hakkımıza el sürülmedi…

   Fakat; şimdiki Rum lideri bunu da reddediyor…

   Yunanistan’la birlikte “Modası geçmiş garantiler kaldırılmalıdır” diyor…

   ‘Modası geçmiş’ sözüne çok sayıda güçlü ülke de destek veriyor…

   Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulduğu yıllarda Türkiye’nin mali durumu kötüydü…

   Silah fabrikaları, modern havaalanları, dev uçak filosu yoktu…

   Kıbrıslı Türkler şimdiki gibi adanın bir bölgesinde toplanmış değildi…

   Karmaşık bir yapıda, tamamen azınlık şartlarında ve her an canını kaybetme korkusuyla yaşıyordu…

   Çok şükür; 50 yıldan beri böylesi bir tehlike altında değiliz…

   Şimdi yanıt arayan soruya geçelim:

   “Daha iyi koşullarda iken, neden 1960’ın gerisine götürülmek isteniyoruz?..

   Bu zihniyete neden bu kadar prim veriyoruz?..

   Evet; AB toprağında bölünmüşlük bir 50 yıl daha devam edemez…

   Elbet bir gün toprak birleşecek ve yeni bir hayat başlayacak…

   Ama bu yeni dönem Kıbrıslı Türklerin yok oluşunu değil; iki toplumun da güvenlik ve mutluluk içinde yaşayacağı koşulları içermelidir… 

YORUM EKLE
YORUMLAR
Hasan Nuri
Hasan Nuri - 8 ay Önce

Sayın Akar, Kıbrıs Cumhuriyetindeki Haklarımızı aramaya ve Sahiplenmemize ne gerek var ki ? KKTC ile Biz Bize yetmiyormuyuz yani ! Rumlar’la görüşmemize zemin yok diyen ve masaya oturmam diyen Toplum Liderimiz ile KKTCumhuriyetini değil de Kıbrıs Cumhuriyetini mi konuşacağız yani ! BM Genel Sekreteri Özel Temsilcisi Bayan Holding Kıbrıs sorununu zerre kadar bilmiyor diyen ve görüşmek bile istemeyen KKTC haksızmıdır yani ! KKTCyi tanıtıp Egemen ayrı bir devlet olmak var iken zemin olmayan ve Kıbrıs Sorununu bilmeyen BMye be ABye ne gerek var ki ?
Gerçekçi olalım yüce meclisimizden veya yöneticilerimizden KKTC AB toprağıdır diyen mi var ! O Halde niye KKTCde AB kurallarını uygulayalım ki ? Rumlar’ın AB ‘ BM ve Dünyayla yaptıklarına değil de Biz kendimize bakalım şimdilik Rum Mallarını Koçanlayip satmaya devam edelim ve Liderlerimizin izinde KKTCyi tanıtıp bir SİNGAPUR olacağı Günü merakla Bekleyelim ! Sonrası Mı ? onu da Yüce meclisimizdeki Bakmayanlarımıza Sormamız Gerekmiyor mu yani ?

Hasan Nuri
Hasan Nuri - 8 ay Önce

KKTCyi Kimse Dağlarını oymaktan , Havasını ve insanlarını zehirlenmekten , Kalıntısız Gıdaları Yemekten , Elektriksiz ve Susuz kalmaktan , Rum Mallarını Yağmalayıp Satmaktan , Örtülü Ödeneklerden , Sahte Zeytinyağları ile Şahta Diplomaları dağıtmaktan ÖNLEYEMEZ !
Zemin olmayan KKTC’nin Altyapısı mı olur yani ? Var mı Çözüm ile KKTC’nin Avrupa olmasını isteyebileni ??

Öz
Öz - 8 ay Önce

KC fonksiyon olarak federatif olmasına rağmen, üniter bir devletti, yürümedi. Zaten ayrımcılık, ırkçılığın yasaklandığı AB topluluğunda, ırk ve din temeline bağlı ayrımcılık olmaz. İkinci bir özellik ise bir AB ülkesinin bekasının, AB ye aday bir ülke tarafından garanti edilmesi. Bir anlaşma olursa güvenlik, NATO ya girişle sağlanacaktır zaten. Asıl mesele Türkiye’nin ‘Dışlanmaması.’ olması nedeniyle, yeni bir formül mutlaka bulunacaktır. Bulunacak anlaşma şekli çok büyük ihtimal ile, İngilizlerin ortaya koyduğu, 2 toplum devletli, gevşek federasyon olacaktır. Merkezi hükumetin temsiliyet, adalet ve yurttaşlık haricinde bağımsız çok fazla görevi de olmayacaktır.Her toplum devleti kendi kendini yönetecektir. Asıl mesele AB kurallarının geçerli olmasıdır zaten.

banner608

banner473