Fransa 1950’lerde çalkantılı günler geçiriyordu. Halkın bağımsızlık için ayaklandığı Cezayir’de kan gövdeyi götürür, ekonomi kötüye giderken askerin yönetime el koyma olasılığı belirmişti.
Milli kahraman Charles de Gaulle göreve çağrıldı. Beşinci Cumhuriyet 1958’de ilan edildi ve de Gaulle cumhurbaşkanı olarak göreve başladı. Ama adı Fransa’yı sembolize eden emekli generalin ülkeyi düzlüğe çıkarmak için öne sürdüğü koşullar kabul edildikten sonra.
Bu koşullar siyasi partilerin ve parlamenterlerin etkinsizleştirilmesi idi. Anayasa, de Gaulle’ün istekleri doğrultusunda ve kısmen onun tarafından yazıldı. Yürütme tamamen hükûmete ve ülkenin ünlü ve güçlü bürokratlarının eline geçti.
Financial Times’ın Fransa’da yaşayan yazarlarından Simon Kuper’in sözleri ile “gelişmiş ülkeler arasında seçilmiş bir diktatörü en çok andıran bir cumhurbaşkanlığı düzeni” ortaya çıkmıştı.
Anayasanın bir maddesi, hükûmete parlamento kararlarının üstüne çıkma, hatta oya sunmadan yasa geçirme yetkisi tanıyordu. Cumhurbaşkanı 80,000 yetkili tarafından seçiliyordu ve otoritesi nispeten mütevazı idi. De Gaulle 1962’de cumhurbaşkanını halkın seçmesi kuralını getirerek durumu değiştirdi ve makamı bugünkü güçlü hâline getirdi.
De Gaulle görevini yaptı ve 1970’te 80 yaşında öldü.
Bu sistem 1990’lara kadar iyi kötü yürüdü. Ekonomi savaşın bitiminden 1975’e kadar altın yıllarını yaşamıştı. Güçlü cumhurbaşkanlığı Fransa’nın uluslararası arenada etkinliğini artırdı ve onu Almanya ile birlikte Avrupa Birliği’nin öncü gücü hâline getirdi.
“Fransa’nın siyasi işleyişini anlatırken neredeyse mevzu dışı olan Parlamento’dan bahsetmenize gerek yoktu,” diye yazıyor Kuper. “Orada hükûmetin üç kolu var: cumhurbaşkanlığı, yasama ve sokak. Cumhurbaşkanı bir şey yapmaya kalkışırsa onu sadece sokak durdurabilir- protestolarla ve grevlerle. Sokak ve cumhurbaşkanının uzlaşma aradığı enderdir. Biri kazanır, diğeri kaybeder.”
İktidardaki cumhurbaşkanı Macron, bir aydan fazladır Meclis’ten geçirmeden genel emeklilik yaşını 62’den 64’e çıkardığı için büyük sokak protestolarıyla karşı karşıya. Kimin kazanacağı hâlen ortada.
Fransa’nın bugün karşılaştığı sorun de Gaulle için dikilen anayasanın 1990’lardan başlayarak seçilen diğer cumhurbaşkanlarına bol gelmesidir.
(de Gaulle büyük prestije sahipti ve yaygın olarak tutuluyordu. Ve 1,96 boyunda idi.) Ondan sonraki iki cumhurbaşkanı rüşvet suçundan hapse mahkûm oldu. Bir başkasının ise halk desteği bir ara yüzde dörde kadar düştü.
Bütün bunlar Fransa’da Meclisi ön plana çıkartıp “kral cumhurbaşkanının” gücünü sınırlama zamanının geldiği tartışmalarını başlattı.
Türkiye’de de “seçilmiş bir diktatörü … çok andıran” bir cumhurbaşkanı var. Ama milli bir kahraman değil. Göreve davet edilmiş değil. Ne de ekonomiye altın yıllar yaşattı. Tersine yıllardır derin, sonu görünmeyen bir krizde ülke.
Generallerin azınlık hükûmeti korkusuyla yaptığı yasa sayesinde partisi yüzde kırkın altındaki bir oyla 20 sene önce ikidar oldu. Ve Erdoğan devlet olanakları ve getirdiği baskı yasaları sayesinde kendini tek adam tayin etti. Neredeyse de Gaulle uzun. Ama yetenekleri kısa.
Fransa bir seçilmiş diktatörlüğü andırsa da sorununu demokratik yollardan ve barışçıl olarak hâlledecektir.
Onlarınki bir Batı hikâyesidir.
Bizimkisi ise bir Ortadoğu masalıdır.
Despotlar cenneti bölgemizde anayasal düzeni seçim yoluyla değiştirmek kolay değildir.
Kurbağalar kral derdine düşmüş
Leyleği seçmiş
Elinize sağlık Üstadım