Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, Kıbrıs sorunuyla ilgili müzakere sürecini yeniden başlatmak için çaba harcıyor ama başarılı olamıyor…
Güney Kıbrıs; garantilerin sonlanacağı, tüm askerlerin geri çekileceği bir çözüm istiyor…
Kuzey Kıbrıs iki eşit egemen devlet tezinde ısrar ediyor…
Avrupa Birliği’nin üyesi olan ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ adanın ikiye bölünmesi ve elindeki devlet yetkisinin ikiye bölünmesini hiç kabul eder mi?..
Elbette etmez…
Türkiye’nin garantörlüğü sayesinde 50 yıldan bu yana herhangi bir çatışmayla yüzleşmeyen Kıbrıslı Türkler, garantörlüğü dışlayan bir çözüme ‘evet’ diyebilir mi?..
Elbette diyemez…
İşte ana sorun budur…
İki tarafı bu konularda uzlaştırmak kolay değildir…
Türkiye’nin AB üyesi olmadığı sürece mevcut garantörlük sisteminin sonlandırılacağını düşünmek aşırı saflık olur…
Dolayısıyla, Kıbrıs’ta özüm olabilmesi için, sadece adada yaşayan iki toplumun değil, garantilerin de tatmin olacağı bir formül geliştirilmelidir…
Kıbrıs’ta her iki toplumun da ‘Avrupa üyesi olarak’ yaşam hakkı vardır…
Bunun tam anlamıyla gerçekleşebilmesi için çözümün şart olduğunu herkes biliyor…
Fakat; çözüm olsun diye Kıbrıslı Türklerin güvenlik endişelerini hiç kimse görmezden gelemez…
İki toplumun birleşmesi için temel şartlardan biri de güvenliktir…
Bu şartlar altında çözüm olabilecek mi veya ne zaman olacak sorusuna hiç kimse bugünden yanıt veremez…
Kısa sürede ‘dış baskılarla’ sonuca gidilmesi mümkün olabileceği gibi, adayı yeniden tehlikeli bir ortama da sürükleyebilir…
Öyleyse; iki tarafı tatmin eden kalıcı bir çözüme varılıncaya kadar, her iki toplumun da kendi bölgesinde, kendi güvenlik önlemlerini alarak yaşamaya devam etmekten başka çaresi yoktur…
İşte bu noktada Rum liderliğinin, Yunanistan’la birlikte yaptıklarına bakmakta fayda vardır…
Onlar, Türkiye ile ilişkileri bozulan Mısır, İsrail, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan’la ‘Üçlü ittifak’ anlaşması imzaladılar…
Bunun dışında Fransa’nın, Mari’de deniz ve hava üssü kurma çalışmaları yabana atılamaz…
KKTC’deki yöneticilerin bu kadar gelişme karşısındaki soğukkanlı tavırlarını anlamakta gerçekten zorlanıyoruz…
Burada hemen herkes müthiş bir rahatlık içinde; sadece iç tribünlere yönelik siyaset yapıyor…
KKTC tanınmadan Masaya oturmam diyen Toplum Lliderimiz Cumhur reisimiz ile hangi çözümü konuşuyoruz acaba ? Kimsenin Tanımadığı ve Tanınması Mümkün olmayan AB Toprağı Kuzey Kıbrıs’ta egemen ayrı bir KKTC olmadan masaya oturmam demek Kıbrıslı Türklerin çözüm istemediği anlamına gelmiyor mu yani ? Gerçekçi olmalıyız Yağma düzeni KKTCde çözüm ile Kim Uluslararası Hukuk ve AB kuralları ile birleşmek istesin ki ! Rum Mülklerini yağmalayıp Satanlar , Sahte Diplomaları dağıtanlar , Dağlarımızı oyanlar , Çevremizi mahvedeler , Ülkemizi Zehirleyenler gerçekten Kıbrıs’ın Kuzeyinde çözüm mü istiyor ? Hesap verebirlilik olmayan , Yapanın yanına kalan , Örtülü Örtüsüz ödeneklerle yönetilen Suçluların ve Uyuşturucu Tüccarlarının cirit attığı bir KKTCde kim Çözüm ile Avrupa olmak istesin ki ?
Tabii ki her halükarda yan geçip Masaya oturmayız, Tabii ki Sorma gir Hanı Ercan’a karşılık Dökülen Mağusa limanını ve Rumlar’ın kaçmak zorunda kaldığı Maraş’ı BM yönetimine vermeyiz ‘ tabii ki Güneyle yeni geçiş Kapıları açmayız ve tabii ki Güneyden Kuzeye TURİST gelmesini istemeyiz !
İçine düştüğümüz kötü düzen ile
For Ever TRNC demekten başka ne yapabiliriz ki ?