İki toplumlu teknik komitenin, karşılıklı geçişlerde ‘çift aşılı’ kişilerden PCR veya Antijen testi istenmemesine yönelik tavrı olumludur…
Bunun en kısa sürede yürürlüğe girmesini bekliyoruz…
Sınırlar olsa da iki toplum arasındaki ilişkilerin gelişmesini ve bazı kesimlerde egemen olan düşmanca duyguların yok edilmesini istiyoruz…
Akdeniz’in bir cennet parçasında insanların düşmanlık yerine, dostluk duygularını öne çıkarmalarını savunuyoruz…
İki toplumun yakınlaşması ve ortak projeler altında çalışması halinde; Kıbrıs adasının çok hızlı bir şekilde gelişeceğini ve sayılı ülkelerden biri haline geleceğini görebiliyoruz…
Buradaki insanların turizm, ticaret ve eğitim sektörlerinden elde edilecek gelirlerle çok daha mutlu yaşayabilmesi mümkündür…
Buna inanıyoruz…
Geçmişte her iki toplumun da yaşadığı acılar vardır…
Bu acıların üstüne yeni acıların eklenmesini istemiyorsak; geçmişi yeniden yaşatmayacak sağlam bir gelecek kurulmasına hepimiz yardımcı olmalıyız…
İşte o yüzden önümüzdeki bir hafta içinde yaşanacak iki gelişmenin olumlu sonuçlar vermesini diliyoruz…
Karşılıklı temaslar artmalı
Birincisi kapılarda yaşanacak rahatlamadır…
Muhaceret memurlarına sadece aşı kartını göstererek geçiş yapılması halinde özellikle Lefkoşa’nın Metehan ve Beyarmudu kapılarında yaşanan izdihamı büyük ölçüde ortadan kaldırmak mümkündür…
Daha rahat geçiş, daha çok temas demektir…
İkinci beklenti ise New York’ta gerçekleşeceği belirtilen üçlü zirvedir…
Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ile Rum lideri Nikos Anastasiadis’in, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Guterres’in huzurunda görüşmesi olumlu bir gelişmedir…
Kuşkusuz; bir toplantıda sonuç alınamaz…
Ancak; Rum basınında yer alan haberlere göre bu görüşmede masaya konacak bir öneri vardır…
Rum lideri Anastasiadis’in 1960 Anayasası’na dönüşle ilgili öneriyi resmen Türk tarafına sunması halinde bunun etraflıca değerlendirilmesinde fayda vardır…
Federasyon görüşmelerinde ‘Dönüşümlü Başkanlığın’ kabul edilmediğini ve hiçbir zaman kabul edilmeyeceğini biliyoruz…
Daha önceki müzakerelerde ortaya atılan ‘3 Türk bakandan bir tanesinin onayı ile karar alınması’ şeklindeki önerinin ise Türkler açısından sakıncalı olacağını da biliyoruz…
Halbuki; 1960 Anayasası’nda Cumhurbaşkanı Yardımcısı’nın Türk veto hakkı vardı…
Bu bizim açımızdan önemli bir avantajdır…
En önemli sorun güvenlik
Ancak; yönetim şekli dışında bazı kuşkulu konuların aydınlığa kavuşması gerekiyor…
Mesela Kıbrıs Cumhuriyeti Ordusu’nun durumu…
Yeniden iki toplumlu bir ordu mu kurulacak, yoksa Rum Milli Muhafız Ordusu şimdiki gibi devam mı edecek?..
Rum ordusu devam edecekse, KKTC Güvenlik Kuvvetleri de devam etmeli…
O zaman da silahsızlanma beklentisi bertaraf edilmiş olacak değil mi?..
İki toplumun da en büyük endişesi ‘güvensizlik’ ise, askeri konuda sağlam bir anlaşmaya ihtiyaç olacak…
Özetlemek gerekirse; taraflarda iyi niyet varsa Kıbrıs sorunu kısa sürede çözülebilir…
İyi niyet yoksa bölünmüşlük devam eder…
Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar bunu anlamak zorundadır…
En iyi seçenek kalıcı uzlaşıdır…
Dünya Lideri Toplum Liderimiz New York’taki üçlü zirvede yine elini masaya vurup egemen ayrı Devlet istiyoruz ve Maraş bizimdir diyecektir , neticede New York’ta tüm taraflar tarafından kapı dışarı edilecek olan Toplum liderimiz Kktc de Bayraklarla Cumhur Reis olarak karşılanacaktır ! Dikili taş ve Sarayönünde Dünyaya meydan okumalar ise devam edilecektir Kırk yıldır böyle geldi Kırk yıl daha böyle gidilebilecek mi acaba !!!!