Güzel bir Pazar gününde, ülke insanımızda ve yönetim anlayışında yaşananlara bir göz atalım…
Adam 3 milyonluk Mercedes sürüyor...
Fakat araç ruhsatını çıkarmıyor...
Sorsanız “işler kötü, para yok” diyecek...
Öyleyse Mercedes’ten in, ucuzuna bin...
Onu da kendine yediremiyor...
Adam kırmızı ışıkta durmuyor...
Meyhane sohbetlerinde trafik kazalarının artmasından, can güvenliği kalmadığından söz ediyor...
Öyleyse senden başlayalım...
Kırmızıda geçme...
Aracını yayanın üzerine sürme...
Kemer bağlamayı ihmal etme...
Ne ilginç bir toplumuz...
Araçla güneye geçerken kemerini bağlıyor...
Kuzeyde seyrederken çözüyor...
Güneyde dolaşırken kimse eline cep telefonu almıyor...
Kuzeyde bırakın konuşmayı mesajlaşarak araç kullanıyor...
Ceza yazıldığı zaman ise polisi tehdit ediyor...
“Göstereceğim sana gününü” diyor...
Cesareti kimden mi alıyor?..
Vardır bir dayısı, partili amcası...
Devam edelim mi?..
Adam elektrik fiyatlarının can yakmasından şikayet ediyor...
Sonra amatör takımların maçlarını geceye alıyor...
Aydınlatmada arıza olunca da küfürler başlıyor:
“Vay böyle devlete ne yapmışım...”
Kardeşim; bu devlet parasız...
Bu devlet partizanlığa ve sendikalara teslim olmuş durumda...
Bu ülkede dürüst icraat yerine popülizm egemen olmuş...
Bizler de düzene ayak uydurmuşuz...
Öyleyse niye küfrediyorsun?..
Otur bir düşün bakalım...
Kulübün parasızlıktan kan ağlıyor...
Siyasi partiler gibi parçalanmış kulüpler oyuncu ve yönetici bulamıyor...
Öyleyse küçülmeyi denesene kardeşim...
İki kilometre mesafedeki köyün takımı ile birleşmeyi denesene...
Birleşip, daha güçlü bir duruma gelsene...
Elektrik yakıyorsa, maçları gündüz saatlerine çeksene...
Ağlamak, sızlamak yerine, dünya gerçeklerine dönsene...
Yapamıyorsun değil mi...
Yönetimde karşı çıkanlar var mutlaka...
Tıpkı siyasi patilerde olduğu gibi...
İki farklı irade
“Türkiye’nin alt yönetimi olmayız” diyerek siyaset yapmaya çalışanlar ve onların destekçileri var…
Kuzeyde öyle tavırlar sergiliyor, öyle eleştiri yapıyor; sonra Türkiye’nin adaya daha çok para göndermesini talep ediyor...
Adam maaşını KKTC’den alıyor, sonra KKTC’ye en ağır küfürlerle saldırıyor...
Adam KKTC’yi dünyanın en pahalı ülkesi haine getirmek için elinden geleni yapıyor; sonrasında ‘daha ucuz olduğu için’ Larnaka’dan uçuyor...
Adam belediye çalışanlarının maaşını ödemekte zorlanıyor...
Yolu yok, kaldırımı yok...
Kanalizasyon kanalları çalışmıyor...
Kontrolündeki bölge dışkı kokusundan geçilmiyor...
Ama yakındaki belediyelerle birleşmeyi ve güçlenmeyi kabul etmiyor...
“Ben benim ve ben olarak kalacağım” diyor...
Konuştuğunuz hemen herkes hem düzenden, hem de insanların değişiminden şikayet ediyor…
“Eski dostluklar, dayanışma ruhu nerede?” diyerek, bugünkü halimizden şikayet ediyor…
İyi güzel de; hem toplumu, hem de yönetim kadrosunu bu hale kimler getirdi?..
Büyücüler mi?..
Corona belası mı?..
Söyleyin bakalım…
Ülkeyi ve insanları bu hale kim getirdi?..
Bu Ülkeyi Batma noktasına getiren Ganimet düzenidir , Beleş Sirke Baldan Tatlıdır Atasözümüz ile el koyduğumuz bizim olmayan Rum mallarını sattık sattık yedik bitirdik ! Beleş bir şey bırakmadığımız KKTC yi 40 yılda kurutup soğana çevirdik, ne Siyaseti ne Ekonomiyi ve ne de yönetimi becerebildik ! Yatırımcı diye bir şey bırakmadık Üretimi Turizmi Ticareti mahvettik, Milyon Dolarlar harcanan Lüks Otellerimiz bile Elektirik parasını ödeyemez duruma düştü,Turist yok Para yok icraat yok ! KKTC yi getirdiğimiz noktada dümeni olmayan su alan bir gemi gibi içindeki Mercedes’ler ve Ford’lar ile maalesef hepimiz Batmakta olan bir gemideyiz !
Singapur mu olacak idik vay beee ne güzel bir Rüya idi ! Yıllar önce milli gelirimiz 25bin Dolar olacaktı ‘ İngiltere’den Brexit sonrası KKTCye £ Sterlin yağacaktı ‘ Azerbaycan Pakistan KKTC ye uçacaktı ‘ Milli Hava Yolumuz olacaktı ‘ KKTC Avrupalı Turist dolacaktı ……. sonsuza dek KKTC’de !!