Araştırınca sarmaşıkların doğanın düzeninde önemli bir yer tuttuğunu öğrendim.
Sarmaşık, balözü ve meyvenin kıt olduğu kış aylarında bu besinleri sağlayarak kuşları ve arıları doyurur.
Tırtıllar sarmaşık çiçeğinin goncasını; karatavuk ve ardıç ve diğer birçok başka kuş meyvelerini yer. Sarı arı, eşekarısı, yabanarısı ve kelebek ve geç çıkan diğer böcekler nektarından içer. Kış uykusuna yatmadan önce nektarla karnını doyurmak zorunda olan diğer böcekler de sarmaşıksız yaşayamaz.
Bahçede en sevdiğim yaratıklardan birinin adının sarmaşık arısı olduğunu öğrendim. Bu arının hayatı tamamen sarmaşığın üzerine kuruludur. Sarmaşık çiçekleri çıkınca doğar, altı haftalık çiçek mevsimi boyunca yaşar, çiçekler ölünce ölür. Dişi sarmaşık arısı yavrularını hemen hemen tamamen sarmaşık poleni ve balözü ile besler. Beslenirken çiçekleri döller ve kış aylarında kuşlara gıda olacak sarmaşık, meyvelerin çıkmasına yardım eder.
“Neden eskiden daha çok olan bu iri, renkli arılardan artık çok az görüyorum,” diye merak ederken sarmaşıkları keserek azalmalarına katkıda bulunduğumun farkında değildim.
Doğada her şey birbirine bağlıdır. Bir hayvan veya bitki yok olduğunda, hayatın sahnesinden sadece o hayvan veya bitki çekilmez. Yaşamı o hayvana veya bitkiye bağlı olan canlılar da yok olurlar veya var oluşları tehlikeye girer - bahçe sulamak için kullanılan hortum kesildiğinde, kesiğin ilerisinde kalan bitkilerin susuzluktan ölmeleri gibi. Dünyadaki bütün sarmaşıklar yok edilse hayatları ona bağlı olan kuşlar ve böcekler de yok olur. Kim bilir, hayatları yok olacak bu kuş ve böceklere bağlı olan başka hangi canlılar var ve bu yok oluş zinciri nerede biter…
Yok olan her hayvan ve bitki için durum aynıdır.
İnsanın doğaya verdiği zararın en büyük nedeni bilgisizliktir. Anlamakla saygı duymak arasında bağlantı var. Daha çok saygı duymak, yaradılışın ruhuna daha yakınlaşmak için daha çok anlamak istiyorum.
*
Sahip olduğum ilkel biyoloji bilgisi ile, bol yağmur ve güneşin etkisiyle süratle büyüyen sarmaşıkları dışarıdan izliyor, sağlı sollu, ortadan ikiye bölünmüş yapraklar çıkararak ilerleyen incecik bir sap görüyordum. Yapraklar birbirlerinin tıpatıp kopyası imiş gibi görünüyorlardı ama değildiler. Her bir yaprağın hücre yapısı değişikti. Dünyadaki sayısız sarmaşık yaprağının hiçbiri diğerinin tıpatıpı değildi. Doğmuş ve ölmüş, yaşayan ve ileride çıkacak hiçbir sarmaşık yaprağı diğerinin tıpkısı olmayacaktı.
Her yaprak tek ve biriciktir. Her bir kar tanesinin, aynı fizik kurallarının ürünü olmasına rağmen, diğer bütün kar tanelerinden farklı, eşsiz olması gibi.
Her yapraktan sadece bir tane var: Kâinat o yaprağı bir defa görür, bir daha asla görmez. Bu gerçek dünyadaki bütün bitkilerin bütün yaprakları için aynı olduğu gibi bütün canlılar için de aynıdır. Doğa hiçbir şeyi iki defa yapmaz. Her şeyi nasıl tek ve eşsiz yaptığı, buna neden gerek duyduğu bir muammadır. Ama belki de bu muammanın açıklaması basittir: Sıkıcı, tekdüze olmamak. Her ağacın her yaprağı aynı, her insan bir diğerinin fotokopisi olsa dünya çekilmez olurdu.
Sarmaşığa bakıyorum. Bitkide olağanüstü bir güzellik ve tamlık var. Ne ondan bir şey çıkartılabilir ne ona bir şey eklenebilir. Dokunduğumda parmağımın ucu, körpe yaprak yumuşaklığı ile temas ediyor ve bu temas bitkinin güzelliğini ve tamlığını bana geçiriyor. Doğada her şeyin güzel olduğunu bir daha anlıyorum ve kendi kendime aynı soruyu soruyorum: “Neden? Dünyaya ve hayata âşık olalım diye mi?”
(BU, ÜÇ BÖLÜMLÜK YAZI DİZİSİNİN SONUNCUSUYDU)
Çok teşekkürler Sayın MM., ışığınızı bizimle paylaşıyorsunuz ömrünüze ve sağlığınıza bereketler.