Kıbrıs’ın güneyinde Limasol, Larnaka ve Ayia Napa limanları yenilendi; ayrıca geniş kapasiteli marinalar yapıldı…
Tümünü Mısır ve İsrail şirketleri yönetiyor…
Prosedür gereği, marina yapanlara ‘belirli sayıda’ lüks villa ve apartman izni veriliyor…
Yatırımcı; plan üzerinde ev ve daireleri satarak, işlerini daha kolay ilerletiyor…
Limanların yabancı şirketler tarafından yönetilmesi güneyde ‘öcü’ korkusu yaratmıyor…
Çünkü; en ufak bir yanlış karşısında devletin meseleye el koyması mümkündür…
Limasol limanı, özelleştirildikten sonra iki kat büyüdü…
Ülkeye gelen yolcu ve yük gemilerinin sayısında artışlar oldu…
Güney Kıbrıs zaten denizcilik alanında dünyanın önde gelen ülkelerinden biridir…
Limasol’un özelleştirilmesi aşamasında çalışanların sendikası eylem kararı almıştı…
Ne var ki; pek ilgi görmedi…
Üçüncü günde geri çekilmek zorunda kaldı…
Kuzeyde sendikacılık nasıl yapılıyor…
Mesele öğretmen olan şahıs sendika başkanı seçildiği zaman okula gitmiyor ama maaşını muntazam bir şekilde çekiyor…
Küçük bir ülkede sendikaların yapacağı çok iş yoktur…
Ama sayıları çok fazladır…
Öyleyse; her fırsatta greve gitmek bir başarı olarak görülüyor…
Kuzey Kıbrıs’ın siyasileri ise sendikaları ‘bölüştükleri’ için, tüm olayları seyretmekle yetinirler…
Eğitim yarım kalacak veya kalite yerlerde sürünecek…
No problem…
Çocuklar ileride başarısız olacak…
No problem…
Benzeri durum, diğer alanlarda da vardır…
Küçücük bir ülkede devlet bütçesinin yüzde 80’i maaşlara dağıtılıyorsa, sizin o ülkeden ‘hayır’ beklemeniz nafiledir…
Kuzey Kıbrıs’ın her alanda çöküş yaşamasının ana nedeni, siyasetin ‘çıkarlara göre’ şekillenmesidir…
Bir yerden oy gelecekse, yanlış adımlar atmakta tereddüt etmezler…
Son 50 yılda Rumlardan kalan her şeyin yağmalanması ve belirli şahısların servet sahibi olmasına karşın, devletin borç batağında yüzmesi, tamamen başarısız siyasetin bir sonucudur…
İki metrelik oy pusulasıyla milletvekili seçtikten sonra bakanlık yarışının yaşandığı bu ülkede, siyaset anlayışı ve uygulamalar değişmezse, hiçbir sorun çözülemez…
UBP kurultayı öncesinde yaşananları tahlil ederseniz durumun rezilliğini çok daha net bir şekilde görebilirsiniz…
Bakan olmayanlar veya atandığı bakanlığı beğenmeyenler Üstel’in karşısında duruyor…
Karşılıklı eleştiriler ve ağır suçlamalarla herkes kendini ‘en iyi siyasetçi’ olarak göstermeye çalışıyor…
Bu ülkede iyi siyasetçi olsaydı, meclisin 99 gün süreyle tatile çıkmasını önlemez miydi?..
Bu ülkede iyi siyasetçi olsaydı, deprem sonrasında 3 ay ders yapamayan çocukların yaz tatilini 3 aydan bir aya indirmez miydi?..
Veya indirmeyenlere karşı ‘tek başına olsa bile’ bayrak açmaz mıydı?..
Ne dersiniz?..
Hasan Nuri 8 Ay Önce
Yılların Kötü Siyaset ve Yönetim Beceriksizliğimizden Güzelim Ülkemizi Soyup Soğan’a çevirdik , var olan zenginliklerimizi Yok Ettik ve dilenci durumuna düştüp Türkiye’den veya Birilerinden Para yardımı gelmezse Maaş ödeyemez ‘ Su Gelmezse Susuz kalmak , Elektrik Gelmezse Elektriksiz kalmak , Yol yapan gelmezse Yolsuz kalmak durumuna düşürüldük ! Uluslararası Hukuk dışındaki KKTCde bunca yıldır yapmadığımız Usulsüzlük, Yolsuzluk , Sahtekarlık, Hırsızlık, ve Yasadışılık maalesef Kalmadı !! 41 yılda 41 kere maşAllah KKTCyi ne tanıtabildik ve ne de KKTCyi Bizler tanıdık ! Biz yaparız olur deyip Dünyaya meydan okuyup Dikili Taş etrafında Döner olduk , Her Güzel Şeyin bir Sonu var gerçeği ile bugüne kadar KKTCde yaptıklarımızın bedelini ödeyeceğimiz günler ise Kapımıza gelmip ve dayandığını bilmeyenimiz mi kaldı ! ‘ Ulaşımın , Ticaretin Ekonominin İş gücünün İhracat ve Turizmin Güney Kıbrıs’a Kaydığı bu günlerde Rum Mülklerini Koçanlayip Satıp gidenlerimiz hariç Geriye kalan KKTC’cilerimizi nasıl bir gelecek mi bekliyor ? Allahtan Ümit Kesilmez diye İmam olanların bir Sözü vardır !! Bu Güne Kadar KKTCde Ne Ekmiş İsek Yarın Onları Biçmeyecekmiyiz Yani !!!
Öz 8 Ay Önce
Ailenin kendisine, babadan kalma bir ev kalmış. Ev bahçe aileye yetiyor. Çocuklar için de yeterli alan var. Bu eve evin nüfusu kadar akraba ziyarete gelmiş, bunu sonradan gelenler de takip etmiş. Evde yaşayanlar kıt kanaat yalayıp gelenlere alan açmaya çalışmışlar. Gelenler bitmemiş. Savaştan kaçanlar, yaşadıkları ülkede baskıdan kaçanlar gelmete başlamış. Dört kişilik ev nüfusu yirmiye çıkmış. Evde hiç bir şey kalmamış. Kavga, hırsızlık almış başını gitmiş. Gelen kendini oranın sahibi görmeye başlamış. Çaresizlik içinde, evin sahipleri bırakıp gitmeyi düşünmeye başlamışlar. Kıbrısın kuzeyinde de durum budur. Alt yapısı 200 bin kişiye ancak yetecek bir yere milyon nüfus doldurulursa. herşeyin bozulmasına üzülmeyeceksin. Nüfus aktarma işi hala devam ediyor. Ne demişler, ‘ Ayağını yorganına göre uzat.’